Böbrek taşını önlemek için gereken su miktarını, kalp ve böbrek hastalarındaki sınırları, suyun gün içine dağıtılmasını, suyun sertliğini ve meyve sularının yerini anlatıyorum.
Böbrek taşı oluşumunu önlemek için çoğu erişkinde günde iki ile üç litre arasında sıvı alınması gerekir ve ölçüyü belirleyen asıl veri içilen miktar değil, günlük idrar miktarıdır. Hedef, yirmi dört saatte iki litrenin üzerinde idrar çıkarılmasıdır. Bu hedefe ulaşmak için gereken sıvı miktarı kişiden kişiye değişir. Sıcak iklimde yaşayan, açık havada çalışan ve yoğun terleyen bir kişi çok daha fazla sıvıya ihtiyaç duyar. Serin bir ortamda masa başında çalışan bir kişide ise daha düşük bir miktar yeterli olabilir. Bu nedenle herkese aynı litre sayısını söylemem ve ölçüyü idrar üzerinden kurarım. İdrarın gün boyunca açık sarı renkte kalması, hedefe ulaşıldığını gösteren en pratik göstergedir.
Su içmek, taş hastalığında elimizdeki en sade ve en ulaşılabilir korunma yoludur. Taş, idrarda çözünmüş hâlde bulunan maddelerin yoğunlaşarak kristal oluşturmasıyla başlar. İdrar seyreldikçe bu maddelerin bir araya gelme olasılığı azalır. Bol sıvı ayrıca oluşmuş küçük kristallerin idrar yollarından atılmasını kolaylaştırır. Buna karşın uygulamada karşılaştığım tablo çoğu zaman farklıdır, çünkü kişiler suyu gün içinde dengesiz biçimde tüketir. Bu yazıda kalp ve böbrek hastalarındaki sıvı sınırlarını, suyun gün içine dağıtılmasının neden önemli olduğunu, gece su içmenin gerekip gerekmediğini, suyun sertliğinin taşla ilişkisini ve meyve sularının suyun yerini tutup tutmadığını anlatıyorum.
Kalp veya Böbrek Hastasında Sıvı Sınırı Var mıdır?
Kalp veya böbrek hastasında sıvı sınırı bulunabilir ve bu kişilerde taş korunması için verilen genel öneriler olduğu gibi uygulanamaz. Kalp yetmezliği bulunan kişilerde vücut fazla sıvıyı atmakta zorlanır. Biriken sıvı bacaklarda şişliğe, kilo artışına ve akciğerlerde su toplanmasına yol açabilir. Bu kişilerde günlük sıvı miktarı kalp hastalıkları uzmanı tarafından belirlenir ve taş korunması bu sınırın içinde planlanır. İleri derecede böbrek yetmezliği bulunan kişilerde de idrar üretimi azaldığı için fazla sıvı vücutta birikir. Diyaliz tedavisi gören kişilerde sıvı alımı çok daha dar bir aralıkta tutulur. Karaciğer yetmezliği ve karında sıvı birikmesi bulunan kişilerde de kısıtlama gündeme gelir. Bu tablolarda sıvı miktarını tek başıma belirlemem ve ilgili uzmanla birlikte karar veririm. Böbreklerin ne kadar çalıştığını ve idrarı ne hızla boşalttığını gösteren incelemeler bu kararda yol gösterir. Böbreklerin ayrı ayrı işlevini ortaya koyan her iki böbreğin katkısını ayrı ayrı gösteren inceleme özellikle tek taraflı sorunlarda değerli bilgi verir. Bu kişilerde taştan korunmanın ağırlığı beslenme düzenine ve gerektiğinde ilaç tedavisine kayar.
Sıvı ve tuz dengesinin bozulduğu başka tablolar da bulunur. Tansiyonu yükselten ve kanda potasyum düzeyini değiştiren hormonal hastalıklar bu grupta yer alır. Vücudun su ve tuz dengesini yöneten hormonların önemli bir bölümü böbrek üstü bezinden salgılanır. Bu bezde gelişen ve hormon salgılayan oluşumlar tansiyon yüksekliğine, kas güçsüzlüğüne ve idrar miktarında değişikliğe yol açabilir. Tomografilerde rastlantısal olarak saptanan böbrek üstü bezinde görülen oluşumlar bu nedenle hormon yönünden değerlendirilir. Bazı hormonal hastalıklarda idrarda kalsiyum atılımı artarak taş oluşumunu doğrudan kolaylaştırır. Bu kişilerde yalnız su önerisiyle yetinmek doğru olmaz ve altta yatan hastalığın tedavisi gerekir. Şeker hastalığı olan ve idrar miktarı artmış kişilerde de sıvı düzeni ayrıca planlanır. Su tutucu ya da su attırıcı ilaç kullanan kişilerde miktar bu ilaçlar göz önünde bulundurularak belirlenir. Bu nedenle sıvı önerisini herkese aynı cümleyle vermem ve kişinin tüm hastalıklarını hesaba katarım.
Sıvı kısıtlaması bulunan kişilerde taştan korunmanın yükünü başka başlıklara dağıtırım. Bu başlıkların başlıcaları şunlardır:
- Tuz tüketiminin belirgin biçimde azaltılması
- Hayvansal protein miktarının dengelenmesi
- Şekerli ve gazlı içeceklerin bırakılması
- Sağlıklı kiloya ulaşılması ve korunması
- Taş türüne göre planlanan ilaç tedavisi
- İdrar yolu enfeksiyonlarının zamanında tedavi edilmesi
Bu önlemlerin tamamı, kısıtlı sıvı alan kişilerde korunmanın ağırlığını taşır. Tuzun azaltılması bu grupta en hızlı sonuç veren adımı oluşturur. İdrar yolu enfeksiyonlarının tedavi edilmesi ise enfeksiyon kaynaklı taşların önlenmesi açısından belirleyicidir. Bu kişilerde takip aralıkları da daha dar tutulur ve ultrason düzenli olarak tekrarlanır.
Suyun Gün İçine Dağıtılması Neden Önemlidir?
Suyun gün içine dağıtılması, idrarın yirmi dört saat boyunca seyreltilmiş kalmasını sağladığı için önemlidir. Taş oluşumu tek bir anda gerçekleşmez ve kristallerin bir araya gelmesi saatler süren bir süreç gerektirir. İdrarın yoğunlaştığı her saat, bu süreç için fırsat oluşturur. Günlük suyun büyük bölümünü akşam saatlerinde içen bir kişi, gündüz boyunca yoğun idrar üretir. Bu kişinin toplam sıvı miktarı yeterli görünse bile korunma sağlanmış olmaz. Bu nedenle miktarın yanında dağılımın da sorgulanması gerekir. Suyun uyanık geçirilen saatlere yayılması, aralarda bir ya da iki saatlik boşluklar bırakılması uygun bir düzen oluşturur. Öğünlerin yanında ve öğün aralarında içilen bardaklar bu düzeni kurmayı kolaylaştırır. Masa üstünde duran bir şişe, hatırlatıcı olarak sanıldığından çok daha etkili çalışır. Telefon üzerinden kurulan saatlik uyarılar da alışkanlık oturana kadar yararlı olur. Kısa sürede çok miktarda su içilmesi ise vücut tarafından hızla atılır ve korunma süresi kısalır. Terlemenin arttığı saatlerde miktarın kendiliğinden artırılması gerekir.
Dağılımın bozulduğu meslek grupları ayrı bir başlık oluşturur. Şoförler, öğretmenler, ameliyathane çalışanları ve tuvalete ulaşma imkânı kısıtlı işlerde çalışanlar suyu bilinçli olarak azaltır. Bu kişilerde taş oluşumu belirgin biçimde sık görülür. Sıcak ortamda çalışan fırıncı, kaynakçı ve inşaat işçisi gibi meslek gruplarında ise terleme yoluyla kaybedilen sıvı çok yüksektir. Bu gruplarda suyun iş molalarına sabitlenmesi pratik bir çözüm sağlar. Spor yapan kişilerde antrenman öncesinde, sırasında ve sonrasında sıvı alınması gerekir. Yoğun terlemenin ardından yalnız su içilmesi, kaybedilen tuzun yerine konmaması nedeniyle yetersiz kalabilir. Uzun süren yoğun etkinliklerde bu denge ayrıca değerlendirilir. Uçak yolculukları ve sıcak iklimlere yapılan seyahatler de sıvı kaybını artıran dönemlerdir. Daha önce taş düşürmüş kişilerin bu dönemlerde miktarı artırması, yeni atakları önlemenin en basit yolunu oluşturur. Günlük idrar miktarının bir kez ölçülerek kaydedilmesi, kişiye kendi hedefini somut biçimde gösterir.
Dağılımın sürdürülebilir olması için alışkanlığın günlük düzene yerleştirilmesi gerekir. Sabah uyanır uyanmaz içilen bir bardak su, gece boyunca yoğunlaşan idrarı seyreltir. Öğün aralarına sabitlenen bardaklar, gün içindeki boşlukları kapatır. İş yerinde masanın üzerinde duran şeffaf bir şişe, kalan miktarı gözle takip etmeyi sağlar. Akşam eve dönüldüğünde kalan miktarın tamamlanması ise dağılımı bozar. Bu nedenle günün ikinci yarısında ne kadar içildiğini ayrıca sorarım. Suyun tadını sevmeyen kişilerde limon dilimi ya da nane eklenmesi tüketimi artırır. Alışkanlığın oturması çoğu kişide birkaç hafta sürer ve bu süre boyunca hatırlatıcılar yararlı olur.
Gece Su İçmek Gerekir mi?
Gece su içmek, taş oluşturma eğilimi yüksek olan kişilerde yararlıdır, çünkü uyku saatleri idrarın en yoğun hâle geldiği dönemdir. Uyku sırasında sıvı alımı durur, buna karşın böbrekler idrar üretmeyi sürdürür. Saatler boyunca seyreltilmeyen idrar, kristal oluşumu için en uygun ortamı hazırlar. Bu nedenle sabah ilk idrarın rengi koyu olur. Daha önce taş düşürmüş ve tekrarlayan taş öyküsü bulunan kişilere yatmadan önce bir bardak su içmelerini öneririm. Gece idrara kalkıldığında yeniden su içilmesi de bu dönemin korunmasını sağlar. Başucunda bir bardak su bulundurulması bu alışkanlığı kolaylaştırır. Buna karşın gece su içme önerisini herkese vermem. İlk kez taş düşüren ve tekrarlama riski düşük olan kişilerde uykunun bölünmesi daha büyük bir zarar oluşturabilir. Prostat büyümesi nedeniyle zaten gece birkaç kez kalkan erkeklerde bu öneri uyku düzenini bozar. Uyku apnesi ve kalp hastalığı bulunan kişilerde de gece sıvısı ayrıca değerlendirilir. Bu nedenle gece önerisini kişinin taş tekrarlama riskine göre kurarım.
Gece idrarıyla ilgili bulgular başka hastalıkların da işareti olabilir. Gece terlemesi, açıklanamayan kilo kaybı ve uzun süren ateş yalnız taşla açıklanmaz. İdrarda gözle görülen kan ise mutlaka araştırılması gereken bir bulgudur. Taş düşüren kişilerde kanamanın ağrıyla birlikte olması beklenir. Ağrısız ve kendiliğinden geçen kanama ise farklı bir nedeni düşündürür. Böbrek dokusundan gelişen ve uzun süre sessiz kalabilen böbrek dokusundan gelişen kötü huylu tümör bu nedenlerden biridir. Bu hastalık çoğu zaman şikâyet vermeden büyür ve başka bir nedenle yapılan görüntülemede saptanır. Bu nedenle taş şüphesiyle çekilen tomografilerin böbrek dokusu yönünden de dikkatle okunması gerekir. Ağrısız kanama, yan bölgede geçmeyen künt ağrı ve karında elle hissedilen kitle beklemeden değerlendirme gerektirir. Taş öyküsü bulunan bir kişide bu bulguların taşa bağlanması, gerçek nedenin gecikmesine yol açabilir.
Gece sıvı düzeninin kurulmasında uyku kalitesi de gözetilir. Gece kalkışlarının artması, ertesi gün yorgunluğa ve gündüz sıvı alımının azalmasına yol açabilir. Bu durumda kazanç ile kayıp birbirini götürür. Bu nedenle gece önerisini tek bir bardakla sınırlarım ve kişinin uykusunu izlerim. Uykusu belirgin biçimde bozulan kişilerde öneriyi geri çekerim ve ağırlığı gündüz saatlerine veririm. Akşam yemeğinin erken saate alınması da gece idrar hacmini dengeler. Yatmadan önce tüketilen çay ve kahve, hem uykuyu hem de mesaneyi doğrudan etkiler. Bu içeceklerin akşam saatlerinde azaltılması düzeni belirgin biçimde kolaylaştırır.
Suyun Sertliği Böbrek Taşıyla İlişkili midir?
Suyun sertliği böbrek taşıyla ilişkilendirilmiştir, ancak bu ilişki çoğu kişide sanıldığı kadar belirleyici değildir. Sert su, içinde kalsiyum ve magnezyum tuzları fazla bulunan sudur. Kalsiyumun taş yapısındaki rolü bilindiği için sert suyun taş oluşturacağı düşünülür. Oysa sudan alınan kalsiyumun bağırsaktan emilen toplam miktar içindeki payı sınırlıdır. Magnezyum ise idrarda taş oluşumunu zorlaştıran maddelerden biridir. Bu nedenle sert suyun etkisi iki yönlü kalır ve net bir sonuç ortaya çıkmaz. Su tüketiminin miktarı, suyun sertliğinden çok daha önemli bir etkendir. Yumuşak su içip günde yetersiz miktarda sıvı alan bir kişi, sert su içip bol sıvı alan bir kişiden daha yüksek risk taşır. Bu nedenle taş öyküsü bulunan kişilere su değiştirmelerini değil, miktarı artırmalarını öneririm. Suyun tadını beğenmemek nedeniyle az içen kişilerde ise filtre ya da farklı bir kaynak kullanılması makul bir çözüm sağlar. Amacın suyu içilebilir kılmak olduğunu unutmamak gerekir. Suyun kaynağına odaklanan kişilerde asıl sorun çoğu zaman gözden kaçar, çünkü günlük toplam miktar hedefin çok altında kalır. Bu nedenle görüşmelerde önce miktarı, sonra dağılımı, en sonunda kaynağı konuşurum.
Su sertliğiyle ilgili kaygı, bazı bölgelerde gereksiz tetkik isteklerine de yol açar. Taş şikâyeti olmayan kişilerde sırf bölgedeki su nedeniyle sık tomografi çekilmesi doğru bir yaklaşım değildir. Görüntülemelerin gereksiz tekrarlanması ışın yükünü artırır. Bu incelemelerde böbrekte rastlantısal olarak saptanan oluşumlar ise ayrı bir değerlendirme süreci başlatır. Görüntülemeyle iyi ve kötü huylu ayrımı yapılamayan seçilmiş oluşumlarda kitleden ince iğneyle örnek alınması gündeme gelebilir. Bu nedenle görüntüleme isteklerinin gerçek bir gerekçeye dayanması gerekir. Taş takibinde ultrason çoğu zaman yeterli olur ve radyasyon içermez. Düşük dozlu tomografi ise gerektiğinde ve belirli aralıklarla kullanılır. Taş öyküsü bulunan kişilerde idrar tahlili ve kan tahlilleri de takibin bir parçasını oluşturur. Tekrarlayan taş öyküsü olanlarda yirmi dört saatlik idrar toplanarak metabolik değerlendirme yapılır. Bu değerlendirme, su önerisinin yanına kişiye özel beslenme ve gerektiğinde ilaç planını ekler.
Meyve Suyu Suyun Yerini Tutar mı?
Meyve suyu, suyun yerini tam olarak tutmaz ve bazı türleri taş oluşumunu kolaylaştırır. Sıvı alımına katkıda bulunması açısından yararlı görünür, ancak içerdiği şeker ve asit yükü bu katkıyı gölgeler. Taze sıkılmış limon ve portakal suyu, idrardaki sitrat miktarını artırarak taş oluşumunu zorlaştırır. Sitrat, kalsiyumu bağlayarak kristal oluşumunu engelleyen doğal bir koruyucudur. Bu nedenle limonlu suyun günlük düzene eklenmesini sık öneririm. Buna karşın hazır meyve sularının önemli bir bölümü yüksek miktarda şeker içerir. Şeker yükü kilo artışına, idrarda kalsiyum atılımının yükselmesine ve taş oluşumuna zemin hazırlar. Greyfurt suyu ve bazı hazır içeceklerin taş riskini artırdığı bildirilmiştir. Kola türü gazlı içecekler ise fosfor içerikleri nedeniyle ayrı bir yük oluşturur. Çay ve kahve sıvı alımına katkıda bulunur, ancak koyu demlenmiş siyah çayın bazı taş türlerinde miktarının sınırlanması gerekir. Sporcu içecekleri, yalnız yoğun ve uzun süren etkinliklerde anlam taşır. Günlük yaşamda bu içeceklerin suyun yerini alması doğru değildir.
Sıvı seçiminde asıl ölçüt, kişinin taş türüdür. Kalsiyum içerikli taşlarda sitrat içeren içecekler ön plana çıkar. Ürik asit taşlarında idrarın asitliğinin azaltılması hedeflenir ve bu hedefe beslenme düzeniyle ulaşılır. Bu nedenle daha önce düşürülmüş taşın incelenmiş olması büyük değer taşır. Taş analizi yapılmamış kişilerde öneriler genel kalmak zorundadır. Kişinin hangi içeceği düzenli tükettiğini görüşmede ayrıntılı olarak sorarım. Günde birkaç şişe gazlı içecek tüketen bir kişide, su miktarını artırmaktan önce bu alışkanlığın azaltılması gerekir. Alkol tüketimi de sıvı kaybını artırdığı için ayrıca ele alınır. Süt ve süt ürünlerinin kesilmesi ise yaygın bir hatadır ve kemik sağlığını bozduğu gibi taş riskini de artırabilir. Kalsiyumun öğünlerle birlikte alınması, bağırsakta okzalatı bağlayarak koruyucu etki sağlar. Bu ayrıntıların tamamı, su önerisinin tek başına yeterli olmadığını gösterir. İçeceklerin günlük düzendeki payını yazılı olarak çıkarmak, çoğu kişide gözden kaçan kaynakları ortaya koyar. Bu kaydı bir hafta boyunca tutan kişiler, değişikliği kendileri fark ederek uygular.
Böbrek taşından korunmanın temeli, günde iki litrenin üzerinde idrar çıkaracak kadar sıvı alınmasıdır. Bu hedefe ulaşmak için gereken miktar kişinin iklimine, mesleğine ve terleme düzeyine göre değişir ve idrarın rengi en pratik ölçütü oluşturur. Kalp, böbrek ve karaciğer hastalığı bulunan kişilerde sıvı miktarı ilgili uzmanla birlikte belirlenir ve genel öneriler olduğu gibi uygulanmaz. Suyun gün içine yayılması, gece saatlerinin de hesaba katılması ve şekerli içeceklerden uzak durulması korunmanın asıl belirleyicileridir. Suyun sertliği ise miktarın yanında ikinci planda kalan bir ayrıntı olarak değerlendirilmelidir. Daha önce taş düşürmüş kişilerde taşın incelenmesi, önerilerin kişiye özel hâle getirilmesini sağlar. Bu inceleme yapıldığında su, beslenme ve gerektiğinde ilaç tedavisi tek bir plan içinde birleştirilir.
1 İdrarın Rengi Su Alımını Ölçmek İçin Güvenilir midir?
2 Böbrek Taşı Düşürürken Su İçmek Yararlı mıdır?
3 Maden Suyu Böbrek Taşı Yapar mı?
4 Günlük İdrar Miktarı Nasıl Ölçülür?
5 Yaz Aylarında Su Miktarı Artırılmalı mıdır?
6 Çocuklarda Su Miktarı Nasıl Belirlenir?
7 Tuz Tüketimi Böbrek Taşını Etkiler mi?
8 Protein Ağırlıklı Beslenme Taş Riskini Artırır mı?
9 Okzalat İçeren Besinler Tamamen Kesilmeli midir?
10 Düşürülen Taşın İncelenmesi Neden Gereklidir?
11 Taş Tekrarlama Riski Nasıl Değerlendirilir?
12 Su Alımı Artırıldığında Taşlar Erir mi?
13 Tek Böbrekli Kişilerde Su Önerisi Değişir mi?
Kaynakça
Bu sayfadaki bilgiler hazırlanırken yararlanılan uluslararası kaynaklar aşağıda listelenmiştir.
- Kidney Stones www.niddk.nih.gov
- Eating, Diet, & Nutrition for Kidney Stones www.niddk.nih.gov
- Kidney Stones medlineplus.gov
- Urinary Tract Imaging www.niddk.nih.gov
- Cystoscopy & Ureteroscopy www.niddk.nih.gov
- Ureteral Disorders medlineplus.gov
- Literatür taraması: “ureteroscopy versus shock wave lithotripsy outcomes” pubmed.ncbi.nlm.nih.gov